Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) boşanılan eşe süresiz nafaka verilmesini öngören yasal düzenlemeyi iptal etmesinin ardından gözlerin çevrildiği 13’üncü Yargı Paketi’nde dikkat çeken bir gelişme yaşandı. AK Parti grubunun hazırladığı ilk çalışma, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla yeniden ele alınmak üzere genişletildi.
AK Parti MYK’sında Abdullah Güler’in Sunumu Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen son Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler AYM’nin iptal kararının gerekçelerini ve 9 aylık yasal süreci aktardı. Güler, boşanma ve nafaka davalarına ilişkin alternatifli çözüm önerilerini içeren taslağı Cumhurbaşkanı’na sundu. Erdoğan’ın “Bu önerilerle yetinmeyin.” talimatı doğrultusunda; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ilgili birimleri, akademisyenler, aile hâkimleri ve sivil toplum kuruluşları dâhil olmak üzere geniş kapsamlı yeni görüşmeler yapılacak.
MASA ÜSTÜNDEKİ 5 TEMEL KRİTER
Genişletilmesine karar verilen çalışmanın odağında, nafaka süresini doğrudan etkileyecek 3 ile 5 yıl evlilik süresi, nafaka bağlanacak kişinin sosyal durumu, yeniden evlilik yapabilme olasılığı, çalışıp çalışmadığı, çocuğunun olup olmadığı kriteri öne çıkıyor
Nafaka düzenlemeleriyle ilgili tartışmalar tüm hızıyla sürerken, konuya dair hukukçulardan dikkat çeken değerlendirmeler gelmeye devam ediyor.

Avukat Altın Mimir ve Göknur Mercan’ın süresiz nafaka düzenlemesini YENİÇAĞ’a değerlendirdi.
Avukat Altın Mimir, son günlerde yeniden alevlenen nafaka düzenlemesi tartışmalarına ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Yapılmak istenen düzenlemelerin mevcut Medeni Kanun’daki maddelerle birebir aynı olduğunu vurgulayan Mimir, “süresiz nafaka” algısının suni bir gündem yarattığını belirterek, adalet sistemindeki asıl sorunun yargılamaların çok uzun sürmesi olduğuna dikkat çekti.
“BUGÜNKÜ DÜZENLEMEDE ZATEN SÜRESİZ NAFAKA DİYE BİR ŞEY YOK”
Nafaka tartışmalarının yanlış bir zemin üzerinden yürütüldüğünü ifade eden Mimir, toplumda erkekler tarafından oluşturulan bir algıyla sanki sınırsız ve koşulsuz bir “süresiz nafaka” varmış gibi bir izlenim yaratıldığını belirtti.
Mevcut Medeni Kanun hükümlerinin zaten hâkimlere geniş takdir yetkisi tanıdığını belirten Mimir, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Aslında şu anki düzenlemede bizim Medeni Kanunumuzda süresiz nafaka diye bir şey yok. Bugün bile Aile Mahkemeleri boşanma davalarında evliliğin süresine, çocuk olup olmadığına, çalışıp çalışmadığına bakıyorlar.”
‘YARGI SİSTEMİNDEKİ TIKANIKLIK İNSANLARI PERİŞAN EDİYOR’
Türkiye’deki yargı süreçlerinin uzunluğuna sert tepki gösteren Altın Mimir, ilk derece mahkemelerindeki gecikmelerin telafisi imkansız mağduriyetler yarattığını söyledi:
“Yeniden evlenme olasılığını ortadan kaldıran bir yargılama sistemimiz var. 7-8 yıl ilk derece mahkemesinde dava sürüyor. Gidiyor istinaf mahkemesinde 2-3 yıl sürüyor. Temyizde 1 yıl sürüyor. Benim kaç müvekkilim çocuk sahibi olamayacak korkusuyla perişan oldu. O kadar kötü bir yargılama sistemimiz, o kadar ağır aksak işleyen bir sistem var ki… 2-3 yıl süren evliliğin boşanma süresi 2-3 kat uzun süren davalar var. Benim 2020’de açılmış hala ilk derece olan mahkemelerim var.”
Bu gecikmelerin velayet davalarını da içinden çıkılmaz bir hale getirdiğini belirten Mimir, çocukların 18 yaşına gelmesi nedeniyle mahkemelerin artık velayet kararı veremez duruma geldiğini vurguladı.
“NAFAKA SADECE KADINA VERİLEN BİR HAK DEĞİL”
Nafakanın cinsiyet odaklı bir imtiyaz gibi gösterilmesini eleştiren Mimir, yasal çerçevenin eşlerin ihtiyacına göre şekillendiğini hatırlattı:
“Zaten bahsedilen kriterler hâkimlere Türk Medeni Kanunu’nun var olan halinde de vardı. Nafaka sadece kadına verilen bir hak değil. Eşlerden kimin ihtiyacı varsa ona nafaka verilir. Erkeklere nafaka veren bir sürü kadın var.”
“KADIN İSTİHDAMINDA GERİDEYİZ, SEBEBİ ORTADAN KALDIRMADAN AĞRI KESİCİ VERİYORUZ”
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ve kadınların ekonomik konumuna dikkat çeken Mimir, nafaka tartışmalarının asıl sorunu çözmek yerine sonuçlar üzerinden ilerlediğini ifade etti:
“Aile toplumun temelidir. Nafaka boşanmayla beraber o toplumsal birimin dayanışmasını sürdürebilmek için yapılmıştır. Kadına nafaka veriliyor diye bas bas bağırılıyor. Ama kadın ülkemizde ne yazık ki o kadar ötekileştirilmiş vaziyette ki… Bugün Cumhuriyet Bayramı, biz hep ‘Cumhuriyet kadındır’ diyoruz. Bizim kadınlarımız istihdam oranımız dünyada en az olanlardan. Patron kadın sayısı çok az.”
Mimir, mevcut durumu bir hastalık ve tedavi ilişkisine benzeterek şu çarpıcı tespiti yaptı:
“Biz nafakayla ilgili bir düzenleme yapıyorsak ilk önce nafaka oluşumuna sebebiyet veren olguları ortadan kaldırmamız gerekiyor. Kadın erkek eşitliğini kaldırarak [sağlayarak] kadının nafakaya olan ihtiyacını ortadan kaldırmamız gerekir. Biz sebebi ortadan kaldırmadan sonuçlar üzerinden hareket ediyoruz. Bir hastalığın ağrı kesici ile giderilmesi gibi bir şey bu! Oysaki sebebinin bulunması ve onun ortadan kaldırılması gerekir. Bunu yapmadan hastanın ağrısını kesmeye çalışıyoruz.”
KUSURLU KADINA NAFAKA VERİLMİYOR
Mevcut kanunların kusurlu tarafları zaten korumadığına işaret eden Mimir, kamuoyunda yanlış bilinen bir detayın altını çizdi:
“Kadın boşanmada kusurluysa zaten nafaka verilmiyor. Bu çok önemli bir ayrıntı. Kadın o ailenin sürdürülebilirliğini ortadan kaldırıyorsa, yani ailenin dağılmasına sebebiyet veriyorsa ona süreli nafaka bile verilmiyor. Burada mağdur edilen; boşanmak zorunda kalan, çalışmayan ve kendi kusuru olmadığı halde yuvası dağılan kadının korunup kollanmasını sağlamak adına yapılan bir düzenleme bu.”
“BU SUNİ GÜNDEMLE HAKLARIMIZ TIRPANLANMAK İSTENİYOR”
Yaratılan suni gündemin kadınların haklarını geriye götüreceği endişesini dile getiren Altın Mimir, Cumhurbaşkanının talimatının önemine değindi:
“Bu suni gündemin yaratılarak bugün sahip olduğumuz hakların tırpanlanmasını çok büyük bir kederle karşılıyorum. Sayın Cumhurbaşkanının verdiği talimattaki ‘bu önergeyle bağlı kalmayın’ ayrıntısı çok önemli. O önergeyle bağlı kalınırsa kadınlar daha da perişan olur. Bu yasa çıktığında yasanın iptali için çalışılacak. Biz kadın erkek eşitliğini sağlamadığımız sürece kadınların mağduriyetlerini artırmış oluruz. Toplumumuzda kadınlara bağlanan nafakalar da çok yüksek rakamlar değil ve tahsil de edilemiyor. O nafakanın o kişiye hayatta kalmasını sağlayıp sağlamadığına bakmak lazım.”

AVUKAT MERCAN’DAN NAFAKA UYARISI: TEK BAŞINA SÜRE SINIRI GETİRMEK YENİ MAĞDURİYETLER DOĞURUR!
Avukat Göknur Mercan da nafaka meselesinin yalnızca bir süre sınırı tartışmasına indirgenemeyeceğini belirterek, yapılacak olası değişikliklerde somut kriterlerin ve hakkaniyet dengesinin gözetilmesi gerektiğine dikkat çekti.
“EVLİLİK SÜRESİ TEK BAŞINA KRİTER OLAMAZ”
Nafaka süresinin belirlenmesinde tek başına evlilik süresine odaklanılmasının yanlış sonuçlar doğurabileceğini vurgulayan Mercan, karar sürecinde göz önünde bulundurulması gereken unsurları şu sözlerle özetledi:
“Tarafların yaşı, sağlık durumu, eğitim düzeyi, çalışma imkanları, gelir ve mal varlıkları, sosyal güvenceleri, evlilik süresince oluşan ekonomik bağımlılık ve boşanma sonrasında kişinin kendi geçimini sağlayabilme kapasitesi birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle evlilik nedeniyle mesleki hayatından uzaklaşmış, uzun yıllar çocukların bakımını ve evin sorumluluğunu üstlenmiş kişilerin durumları ayrıca dikkate alınmalıdır.”
MAHKEMELERİN İŞ YÜKÜ VE HÂKİMLERİN ROLÜ ARTACAK
Yeni bir yasal modelin yargı sistemi üzerindeki etkilerine de değinen Mercan, mahkemelerin çok daha titiz bir inceleme süreci yürütmesi gerekeceğinin altını çizdi:
“Böyle bir düzenleme, mahkemelerin sorumluluğunu ve iş yükünü önemli ölçüde artıracaktır. Mevcut uygulamaya kıyasla çok daha titiz, kapsamlı ve somut verilere dayanan bir inceleme yapılması gerekecektir. Hâkimlerin yalnızca tarafların beyanlarıyla yetinmeyip gerektiğinde ekonomik ve sosyal durum araştırmalarını derinleştirmeleri, tarafların gerçek gelir ve yaşam koşullarını ortaya koymaları ve nafaka süresine ilişkin kararlarını somut gerekçelerle temellendirmeleri önem kazanacaktır.”
ASIL AMAÇ: NE ÖLÇÜSÜZ YÜK NE DE KORUMASIZLIK
Nafaka tartışmalarındaki temel dengenin ne olması gerektiğine işaret eden Mercan, taraflar arasındaki hakkaniyetin korunmasının hayati önem taşıdığını belirtti:
“Burada temel mesele, nafakanın süreli veya süresiz olması yönündeki tartışmanın ötesindedir. Asıl amaç, nafaka yükümlüsüne ölçüsüz ve öngörülemez bir yük getirilmesini önlerken nafaka alacaklısının da boşanma sonrasında ekonomik açıdan korunmasız bırakılmamasıdır.”
“ADALET, HER DOSYADA AYNI SÜREYİ UYGULAMAK DEĞİLDİR”
Herkese aynı kalıbı dayatan bir modelin yeni hak kayıplarına yol açabileceği konusunda uyarılarda bulunan Avukat Göknur Mercan, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:
“Hukuki düzenleme, herkese aynı sonucu dayatan bir model yerine, hâkime somut olayın özelliklerini dikkate alarak adil bir sonuca ulaşabileceği açık ve öngörülebilir ölçütler sunmalıdır. Aksi hâlde bir tarafın mağduriyetini gidermek amacıyla yapılan düzenleme, diğer taraf bakımından yeni hak kayıplarına yol açabilir. Sonuç olarak, nafaka konusunda yapılacak yeni düzenlemenin başarısı yalnızca nafakanın süresinin belirlenmesine değil, adil karar verilmesini sağlayacak ölçütlerin oluşturulmasına bağlıdır. Çünkü adalet, her dosyada aynı süreyi uygulamak değil, benzer durumları eşit değerlendirirken farklı koşulları da göz ardı etmemektir.”
AYM’nin süresiz nafaka kararı sonrasında başlayan 9 aylık süre devam ederken, kapsayıcı bir mutabakat aranması nedeniyle nafaka düzenlemesinin 13’üncü Yargı Paketi’nin ilk etap metnine yetişmeyebileceği ve ayrı bir takvimle Meclis gündemine getirilebileceği belirtiliyor.







Yorum Yap