Diplomaside bir kavram vardır: Persona non grata. Türkçesi, “istenmeyen kişi”. Genellikle bir devletin kabul etmek istemediği yabancı diplomatlar için kullanılan bu ifade, şimdi Türkiye ile Azerbaycan arasındaki tartışmaların da merkezinde. Azerbaycan, aralarında siyasetçilerin, gazetecilerin ve tanınmış isimlerin bulunduğu 31 Türk vatandaşının ülkeye girişini yasakladı.

Peki, ne oldu da yıllardır “İki devlet, tek millet” dediğimiz Azerbaycan, Türkiye’den 31 kişiyi kara listeye aldı? Görünen o ki mesele yalnızca başörtüsü tartışması değil. İşin bir de Ankara ile Bakü arasında yürütüldüğü öne sürülen diplomatik görüşmeler boyutu var. Üstelik iddialar oldukça dikkat çekici.

BAKÜ, ANKARA’DAN OKTAY SARAL‘IN GÖREVDEN ALINMASINI MI İSTEDİ?

Middle East Eye gazetecisi Ragıp Soylu’nun üç yetkili ve konuya yakın bir kaynağa dayandırdığı habere göre Azerbaycan yönetimi, Ankara’ya üç talep iletti. Bunlardan ilki Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın görevden alınması, ikincisi Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e hakaret ettiği öne sürülen sosyal medya kullanıcıları hakkında yasal işlem yapılması, üçüncüsü ise Bakü’nün belirlediği sosyal medya hesaplarının engellenmesiydi.

Hatta habere göre Azerbaycan, kapatılmasını istediği hesapların listesini de Türkiye’ye gönderdi. Peki, Ankara ne yaptı? MEE’nin aktardığına göre hesapların bir bölümü engellendi. Ancak Saral’ın görevden alınması ve diğer talepler konusunda Bakü’nün beklediği adımlar atılmadı.

Elbette bunların henüz resmi makamlarca doğrulanmamış iddialar olduğunu belirtelim. Ama iddialar doğruysa ortada üzerinde durulması gereken önemli bir mesele var. Bir ülkenin başka bir ülkenin Cumhurbaşkanı başdanışmanının görevden alınmasını istemesi, sıradan bir diplomatik tepki olarak değerlendirilebilir mi?

BAŞÖRTÜSÜ TARTIŞMASI NASIL BU NOKTAYA GELDİ?

Aslında her şey Azerbaycan’daki okul kıyafetleriyle ilgili bir düzenlemeyle başladı. 21 Eylül’de yayımlanan düzenlemede doğrudan başörtüsü yasağı ifadesi yer almıyordu. Ancak başörtülü öğrencilerin okullara alınmadığına ilişkin görüntüler sosyal medyada yayılınca tartışma büyüdü. Türkiye’den de tepkiler yükseldi.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, 12 Ekim’de yaptığı açıklamada başörtüsünün inancın gereği olduğunu belirterek Azerbaycan yönetimine geri adım atma çağrısında bulundu. Bakü’nün yanıtı ise gecikmedi. İlham Aliyev’in lideri olduğu Yeni Azerbaycan Partisi, Saral ve bazı AK Parti milletvekillerini popülist ve sorumsuz açıklamalar yapmakla suçladı. Üstelik “İki devlet, tek millet” anlayışının bir ülkenin diğerinin iç işlerine karışmasına gerekçe olamayacağını savundu.

İşte tartışmanın yönü de burada değişti. Başörtüsü meselesi bir anda iki ülkenin birbirlerinin iç işlerine müdahale edip etmediği tartışmasına dönüştü.

ÖNCE SORUŞTURMALAR, ARDINDAN 31 KİŞİLİK LİSTE

Bakü, açıklamalarla yetinmedi. Önce Şanlıurfalı köşe yazarı Celal Çiftçi hakkında darbe çağrısı suçlamasıyla uluslararası arama kararı çıkarıldı. Çiftçi daha sonra özür diledi. Ardından aralarında gazeteci Fatih Tezcan’ın da bulunduğu yedi kişi hakkında uluslararası arama kararı açıklandı.

Son adım ise 21 Ekim’de geldi. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, 31 Türk vatandaşının ülkeye girişini yasakladığını duyurdu. Listede Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, DEM Parti Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, HÜDA PAR’dan isimler, gazeteciler ve televizyon yorumcuları yer aldı. MHP milletvekili Ahmet Çakar’da isimler arasında yer aldı.

Ama listede olmayanlar da en az olanlar kadar dikkat çekici. Örneğin Oktay Saral yok. Görevdeki bir bakan veya AK Parti milletvekili de bulunmuyor.

Peki, Bakü bu listeyle Ankara hükümetiyle doğrudan karşı karşıya gelmekten kaçınarak mı mesaj veriyor? Bunu kesin olarak söyleyemeyiz. Ancak listenin siyasi dağılımı bu soruyu sormamıza neden oluyor.

Saral ise iddialara ilişkin bir açıkma yapmadı. Oktay Saral cephesinde şu an sessizlik hakim…

“BİR MİLLET, İKİ DEVLET” SINAVDA

Peki, eleştirinin sınırı nerede başlayıp nerede bitiyor?

Burada bir ayrım yapmak gerekiyor. Her devletin ülkesine kimlerin girebileceğine ilişkin karar alma yetkisi var. Azerbaycan da giriş yasağını milli güvenlik, anayasal düzen ve dini aşırılıkla ilgili gerekçelere dayandırıyor. Ancak bir ülkedeki başörtüsü uygulamasını eleştirmekle o ülkenin yönetimine karşı şiddet çağrısı yapmak aynı şey değil.

Birinde siyasi eleştiri ve ifade özgürlüğünden, diğerinde ise suç oluşturabilecek eylemlerden söz ediyoruz. Azerbaycan’ın 31 kişinin hangi somut sözleri nedeniyle listeye alındığını ayrı ayrı açıklamamış olması da bu nedenle önemli.

İŞİN BİR DE ERMENİSTAN BOYUTU VAR

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bu gerilim, yalnızca iki ülkeyi ilgilendirmiyor. Çünkü Ankara, bir süredir Ermenistan’la normalleşme sürecini ilerletmeye çalışıyor. Sınır kapılarının açılması, Kars-Gümrü demiryolunun yeniden kullanıma alınması ve Güney Kafkasya’daki yeni ticaret yolları masada.

Azerbaycan ise Ermenistan’la barış sürecinin doğrudan tarafı. Ankara’nın bu alandaki diplomatik adımlarında Bakü ile uyum önemli. Dolayısıyla iki ülke arasındaki siyasi gerilimin daha geniş bölgesel ilişkilere yansıyıp yansımayacağı da merak konusu.

GÖZLER ŞİMDİ ERDOĞAN İLE ALİYEV’DE

İşin ilginç tarafı, bütün bunların önemli bir zirvenin hemen öncesinde yaşanması. Türkiye, 29-30 Ekim’de Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Ankara’daki zirveye katılıp katılmayacağı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşüp görüşmeyeceği ve iki liderden nasıl açıklamalar geleceği merak ediliyor.

Bir tarafta kardeşlik söylemi, diğer tarafta 31 Türk vatandaşına giriş yasağı…

Bir tarafta Azerbaycan’ın iç işlerine müdahale eleştirisi, diğer tarafta Ankara’dan bir Cumhurbaşkanı başdanışmanının görevden alınmasının istendiği iddiası…

Şimdi asıl mesele şu: “İki devlet, tek millet” anlayışı, iki ülke arasında yaşanan siyasi görüş ayrılıklarını yönetmeye de yetecek mi?

Bunu zaman gösterecek.