Anayasa Mahkemesi (AYM), İstanbul Valiliği’nin, Bahar Kalkanı Harekatı’nı eleştiren eylemleri yasaklaması nedeniyle yapılan başvuruda, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verdi.
AYM’nin gerekçesinde, idarenin güvenlik kaygılarını somutlaştırmadığı, müdahaleyi haklı kılacak yeterli gerekçe sunmadığı ifade edilerek, “Yalnızca muhtemel güvenlik risklerine dayanılarak, tüm toplantı ve gösterilerin yasaklanması, anayasal bakımdan yeterli kabul edilemez” denildi.
İstanbul Valiliği, kent genelinde sendika ve sivil toplum kuruluşlarınca düzenlenmesi planlanan Bahar Kalkanı Harekatı odaklı eylem ve etkinliklere izin vermedi. Operasyonu eleştiren veya kamuoyu oluşturarak harekatın sonlandırılmasını hedefleyen tüm toplantı, gösteri ve yürüyüşler, 1-10 Mart 2020 tarihleri kapsayacak şekilde 10 gün süreyle yasaklandı.
Valiliğin yasaklama kararında, “şehit ve gazilerin bulunması nedeniyle hassas bir dönemde olunması dikkate alınarak bu kapsamda yapılacak eylem ve etkinliklerin toplumda infial uyandırabileceği, milli, vicdani ve insani değerleri zedeleyebileceği ve toplumsal iç barışı tehdit edebileceği” kaydedildi.
Ayrıca kararda, “bu tür etkinliklerin katılımcılar ile diğer kişiler arasında sözlü veya fiziksel nitelikte provokatif olaylara yol açabileceği, bu durumun kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması bakımından tehlike oluşturabileceği” değerlendirmesi yapıldı.
DAVA AÇILDI
DİSK’e bağlı Dev Sağlık-İş Sendikası yöneticisi Erdoğan Demir, yasaklama kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali talebiyle İdare Mahkemesi’nde dava açtı. Dava dilekçesinde, Valilik kararıyla “savaşa hayır” konulu tüm toplantıların yasaklandığını ve müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı öne sürüldü.
İstanbul 10. İdare Mahkemesi, “suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike bulunması halinde toplantıların yasaklanabileceğini” ifade ederek, Valiliğin “kamu güvenliği gerekçesiyle aldığı geçici yasaklama kararında hukuka aykırılık bulunmadığına” karar verdi. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi, 3 Haziran 2022’de ilk derece mahkemesinin kararını hukuka ve usule uygun bularak istinaf başvurusunu oyçokluğuyla ve kesin olarak reddetti.
AYM’YE BİREYSEL BAŞVURU YAPILDI
Başvurucu, 14 Temmuz 2022’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapıldı.
Yüksek Mahkeme, başvurucunun, Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine, başvurucuya, net 5 bin TL manevi tazminat ödenmesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığı’na ve bilgi için İstanbul 10. İdare Mahkemesi’ne gönderilmesine hükmetti.
Yüksek Mahkeme’nin gerekçesinde, önceki kararlarına atıfla toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ancak kamu düzenini tehdit eden bir tehlikenin daha hafif tedbirlerle önlenememesi halinde sınırlandırılabileceğini ve müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklandığını kanıtlama yükümlülüğünün idareye ait olduğunu ifade etti.
5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamında, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yasaklanabilmesi için kamu düzenine yönelik ciddi emarelerin veya suç işleneceğine ilişkin açık ve yakın bir tehlikenin bulunması gerektiği belirtilen gerekçede, şu tespitlere yer verildi:
“Başvuruya konu yasaklama kararında ‘savaşa hayır’ konulu toplantının gerçekleştirilmesi halinde kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması bakımından tehlike oluşturabileceğine ilişkin genel nitelikte ifadelere yer verilmişse de bu iddiaları destekleyebilecek somut ve ikna edici gerekçelere yer verilmemiştir. Nitekim yasaklama kararında, toplantının ne şekilde ve hangi somut verilere dayanılarak katılımcılar ile diğer kişiler arasında provokatif olayların yaşanabileceği, infial oluşturabilecek gelişmelerin ortaya çıkabileceği veya toplumsal iç barışın tehdit edilebileceği hususlarında yeterli bir gerekçelendirmeye yer verilmemiştir.
Ayrıca bu tür bir tehlike veya tehdidin varlığına ilişkin somut bilgi ve belgelerin yargısal denetime elverişli şekilde ortaya konulmadığı anlaşılmıştır. Bu kapsamda idarenin, güvenlik kaygılarını somutlaştırmadığı, varsa elindeki bilgi ve belgeleri ortaya koymadığı ve müdahaleyi haklı kılacak nitelikte spesifik, nesnel ve yeterli bir gerekçe sunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.”
‘RAHATSIZ ETSE DE TOPLANTILARDA İFADE EDİLEBİLİR’
Kararın gerekçesinde; planlanan toplantıların milli, vicdani ya da insani değerleri zedeleyebileceği yönündeki ifadelere rağmen, eylemlerin şiddete yöneldiğine, barışçıl niteliğini kaybettiğine veya kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehdit oluşturduğuna dair somut hiçbir kanıt sunulamadığı vurgulandı. Gerekçeli kararda şu ifadelere yer verildi:
“Anayasa Mahkemesi, birçok kararında toplumun genelinin veya devlet politikalarını benimseyen bazı kesimlerin görüşleriyle çelişen, onları rahatsız eden veya endişelendiren düşünceler ve öneriler bakımından dahi -bu kadarla sınırlı kaldığı sürece- düşüncelerin kolektif biçimde ifade edilmesine imkan tanınması gerektiğini vurgulamıştır. Kararlarda anılan koruma ve güvencenin yalnızca toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz düşünceler için değil, aynı zamanda kaba, şok edici veya rahatsız edici nitelikteki açıklamalar için de geçerli olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla yasaklama kararına dayanak anılan gerekçenin de müdahale için anayasal bakımdan yeterli olmadığı değerlendirilmiştir.”
‘ADİL DEĞERLENDİRME YOK’
Yüksek Mahkeme, idarenin, toplantının kamu düzenini bozma ihtimalini gerekçe göstererek koruyucu tedbir alma yükümlülüğünü gözetmeden ve çatışan menfaatler arasında adil bir denge kurmaya yönelik değerlendirme yapmadan doğrudan yasaklama yoluna gittiğini belirtti. Gerekçede, şöyle denildi:
“Bu kapsamda idarenin etkinliğin barışçıl şekilde gerçekleştirilmesini mümkün kılabilecek daha hafif ve alternatif tedbirlerin varlığını değerlendirmediği anlaşılmıştır. Ayrıca, somut olayda, bu yükümlülüğün yerine getirilmesini imkansız kılan veya idareyi bu yükümlülükten muaf tutacak herhangi bir istisnai durumun varlığı da ortaya konulmamıştır. Her ne kadar toplantı ve gösterilerde kamu düzeni ve başkalarının haklarının korunmasına yönelik tedbirler almak yetkili makamların yükümlülüğünde ise de yalnızca muhtemel güvenlik risklerine dayanılarak tüm toplantı ve gösterilerin yasaklanması anayasal bakımdan yeterli kabul edilemez. Aksi halde soyut mülahazalara dayanılarak kamu düzeni ve güvenliği gerekçesiyle hakka müdahale edilmesi mümkün hale gelir ki bu durum, hakkın öngörülemez biçimde sınırlanmasına yol açabilir.”
Öte yandan yasaklama kararının hukuka uygunluğunu denetleyen İdare Mahkemesi’nin de anılan kararın dayandığı gerekçelerin somut bir tehlike veya açık ve yakın bir tehdit oluşturup oluşturmadığı, bu tehlikelerin daha hafif tedbirlerle bertaraf edilip edilemeyeceği hususlarında herhangi bir değerlendirme yapmadığı belirtilen gerekçede şu ifadeler yer aldı.
“Bu nedenlerle, yasaklama kararının, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik ve demokratik bir toplumda gerekli olduğunun ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulmadığı değerlendirilmiştir. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.”







Yorum Yap